ww

The Arcade Fire - No Cars Go & Barcelona - It's about time


Selamlar sevgili blog, çok oldu görüşmeyeli, hepinizi çok özledim demeliyim öncelikle.

Hatırlıyorsanız artık tarzımı değiştirip sizlerle playlist paylaşıyordum ve bir hikayem vardı birkaç posttan oluşacak. Alttaki playlistten bir parça seçin, eğer vaktiniz varsa ve yazılarımı okumaktan hoşlanıyorsanız keyfini çıkarın.



Evin kapısına doğru ürkek adımlarla yaklaştı. Dikkatini çeken ilk şey eskimeye yüz tutmuş evin görece sağlam sayılabilecek bir kapısının olmasıydı. Üzerindeki küfle kaplanmış küçük alanları görebiliyordu, bazı şeyler yok olalı çok olmuştu ama yine de kapının sağlam bir görüntüsü vardı. Elini yavaşça kapının kulbunun üzerine koydu. Ellerindeki terin metalin üzerine yapışmasına izin verdi ve olacakları biliyormuş gibi kapıyı hafifçe itti. Kapı itiat edercesine sessizce aralandı.

Dışarıdan göründüğünün tersine buradan bakınca ev oldukça büyük gözükmüştü gözüne. Ürkekliğini atlatıp odaya doğru zeminin gıcırtısına aldırmadan ilerledi. Odaya ilk adımını attı ve oraya mıhlanmış gibi kalakaldı.

~~~

Bütün vücudunu hissedebiliyordu, herhangi bir organında bir sorun olduğunu düşünmüyordu ama sanki görünmez bir jelin içine girmişti ve bu jeli hareket ettirmek imkansızdı. Ağzını oynatabilse belki ses çıkartabilirdi ama şu an için yapabildiği tek şey nefes alıp verebilmekti. Onu yapabildiğine şükrediyordu.

Tam karşısında biri duvara yaslanmış -yıkılmış demek daha doğru olur- elindeki şarap kadehiyle öylece boşluğa bakıyordu. Bu biri karşı cinse aitti ve kızın göbeğinin üzerinde iz şeklinde kana benzeyen bir sıvı vardı. Sanki göğsünün bir yerinden yaradan sızmıştı bütün bu kırmızı sıvı ve öylece süzülüp gitmişti.

Kızın sapsarı saçları, bütün omzuna dağılmıştı. Gözlerine görememesine rağmen renklerinin mavi olduğuna dair düşünmeden varını yoğunu yatırabileceği bir bahse girebilirdi. Çenesinde akmış rimelin izleri duruyordu. Daha önce pembe olduğunu düşündüğü yanakları artık oldukça soluk gözüküyordu. Yüzündeki pudra artık daha belirgindi.

Üzerinde, dizlerine kadar gelen beyaz bir elbise vardı, ama o kırmızı sıvının bu elbiseye sızdığına dair en ufak bir belirti yoktu. Bütün bu odanın dağınıklığı, hayal kırıklığı ve garip havası o elbiseye bir türlü işlememişti. Elbise, altında neler gizlemeye çalışıyorsa bunu çok iyi başarıyordu.

Bir adım daha atmaya çalıştı ama ne kadar uğraşsa da milim ilerlemeyi dahi başaramadı. Umutsuzca kıza bakmaya devam etti. En azından böyle bir kızı izleyebiliyor oluşu onu içine düştüğü durumda dahi neşelendirebiliyordu. Gözünü kızdan ayırabildiği bir kaç saniye içerisinde odayı incelemeye başladı.

Kızın sağında köşeleri eskimiş ahşap bir masa duruyordu. Masanın verniklenmiş yüzeyinin altın sarısı ağacı hala göz kamaştırıcıydı. Eskimiş maş müthiş bir yüze sahipti. Cezbedici diye iç geçirdi.

Masanın üzerinde birkaç kitap ve defter dikkatsizce dağınık bir şekilde uzanıyordu. İçlerinden kırmızı olanın üzerinde birkaç garip figür vardı ama bu açıdan üzerinde neler olduğunu görmesi imkansızdı. Öyle bir yerde donup kalmıştı ki önemli detayların hiç birini göremiyordu.

Masanın karşısında, küçük yatağın üzerinde birşey ışıkla dans ediyordu. Parlak altın rengi olduğunu tahmin edebiliyordu ama bu odanın aydınlanmasını sağlayan sarı, loş ışıktan da kaynaklanıyor olabilirdi. Yatak örtüsü kırmızıydı ama bazı yerleri daha koyuydu, sanki üzerinde kocaman lekeler vardı. Kırmızı üzerine daha koyu kırmızı lekeler.

Arkasından bir çıtırdı duydu ve sonrada buz gibi bir havanın ensesine çarptığını hissetti. Kesinlikle arkasında birileri ya da en azından bir şeyler vardı.

No comments:

Post a Comment

Featured Post

Origin

You know how the life is; suddenly you have find yourself in another moment and time and you priorities are completely chan...